
İnsan ilişkilerinin en eski ve en değişmez paradokslarından biri şudur: Birine sevginizi, zamanınızı, emeğinizi ve ilginizi sınırsızca sunduğunuzda, karşılığında her zaman aynı büyüklükte bir sadakat veya teşekkür alamazsınız. Aksine, çoğu zaman hiç hak etmediğiniz bir kibir, hoyratlık ve nankörlükle ödüllendirilirsiniz.
Toplum bu durumu genellikle “nankörlük” deyip kestirip atar. Oysa bir insanı el birliğiyle, kendi iyi niyetimizle nasıl bir “hak görme canavarına” dönüştürdüğümüzün arkasında derin psikolojik ve sosyolojik mekanizmalar yatar.
“Kazanılmış Hak” İllüzyonu ve Değer Enflasyonu
Ekonomide bir kural vardır: Bir şey piyasada ne kadar çok bulunuyorsa ve ona ulaşmak ne kadar kolaysa, değeri o kadar düşer. Bu kural, insan ilişkilerinde de aynen geçerlidir. Buna “Değer Enflasyonu” diyebiliriz.
Bir insana sınır çizmeden, o hiçbir emek vermeden, sadece var olduğu için sürekli fedakarlık yaparsanız; zihin bu durumu bir süre sonra “lütuf” olarak görmeyi bırakır. Yapılan her jest, katlanılan her zorluk, o insanın gözünde “zaten bana yapılması gereken, kazanılmış bir hak” haline gelir.
Siz 10 kez onun arkasını toplar, her düştüğünde elinden tutar ve 11. kez yorulup “Hayır, bu defa yapamam” derseniz, o güne kadar yaptığınız 10 iyilik bir anda silinir. Çünkü onun dünyasında siz görevini aksatmış bir “hizmetkâra” dönüşmüşsünüzdür.
Uzman Notu (Sosyolog George Homans – Sosyal Değişim Teorisi):
“İnsan ilişkileri gizli bir maliyet ve fayda dengesi üzerine kuruludur. Taraflardan biri sürekli ‘veren’, diğeri ise hiçbir maliyete katlanmadan ‘alan’ taraf olduğunda, alan kişinin zihninde kendi değerine dair sahte bir üstünlük algısı oluşur. Denge bozulduğunda, alan kişi vereni sömürmeyi bir hak olarak görmeye başlar.”
Sınır Çizmemek: Karşı Tarafa Canavarlaşma İzni Vermektir
Bir ilişkide nankörlüğe uğradığımızda suçu hep karşı tarafta ararız. “Ben onun için neler yaptım, o bana ne yaptı?” deriz. Ancak çuvaldızı kendimize batırmamız gereken yer tam olarak burasıdır: Sınırlar.
Bir insana “bana her şeyi yapabilirsin, ben seni yine de affederim”, “beni ne kadar kırarsan kır ben yine senin yanındayım” mesajı vermek, iyilik değil; karşı tarafa canavarlaşması için verilmiş açık bir çektir.
Karşısındaki insanın hiçbir zaman gitmeyeceğinden, hiçbir suistimale ses çıkarmayacağından emin olan bir ego, kaçınılmaz olarak vahşileşir. İyilik, sınırlarla korunmadığında zayıflık olarak algılanır; insanoğlu ise zayıf gördüğü şeyi ezmeye meyillidir.
Ayna Etkisi: Sizin Yüceliğiniz, Onun Ezikliğidir
Yazımızın en sarsıcı psikolojik gerçeklerinden biri şudur: İnsanlar bazen kendilerine çok iyilik yapan insanlardan nefret ederler.
Neden mi? Çünkü siz onun hayatındaki delikleri kapattıkça, o muhtaç durumdayken ona el uzattıkça, onun gözünde “yüce, güçlü ve kusursuz” konumuna gelirsiniz.
Sizin varlığınız, ona kendi yetersizliğini, acizliğini ve size olan borcunu hatırlatır. Bir süre sonra bu borçluluk psikolojisi karşı tarafa ağır bir yük haline gelir. Sizden o yükün (yani şükran duymanın) intikamını almak için, sizi küçümsemeye, açıklarınızı aramaya ve nankörlük ederek sizi kendi seviyesine çekmeye çalışır.
Uzman Notu (Psikiyatrist Sigmund Freud – Savunma Mekanizmaları / Yansıtma):
“Birey, bir başkasına karşı hissettiği eziklik, borçluluk veya yetersizlik duygusuyla yüzleşemediğinde, bilinçaltı bu ağır yükü hafifletmek için bir savunma mekanizması geliştirir. Karşı taraftan gelen saf iyiliği manipülasyon olarak yorumlar veya ona öfke duyarak suçluluk hissinden kaçınır. Nankörlük, aslında kişinin kendi yetersizliğine karşı açtığı savaşın karşı tarafa yansımasıdır.”
Peki, Ne Yapmalı? Bu Canavarı Yaratmamak İçin İlişki Reçetesi
Eğer hayatınızda sürekli nankörlükle karşılaşıyorsanız, insan seçme kriterlerinizi ve iyilik yapma biçiminizi yeniden gözden geçirmeniz gerekir. Birkaç temel kuralı hayatımıza sokmak bizi bu yıkımdan koruyabilir:
“Hak Edilen” Kadar Değer Vermek:
Değer, bir kredi gibi önden peşin peşin verilmez. İlişkilerde değer, karşı tarafın güvenilirliğine, saygısına ve emeğine paralel olarak “adım adım inşa edilen” bir şey olmalıdır. Tanışalı üç gün olmuş birine hayatınızın sırlarını ve tüm imkanlarınızı açarsanız, o insanı canavarlaşma yoluna kendi ellerinizle sokmuş olursunuz.
“Hayır” Deme Kasını Geliştirmek:
Bir insanın gerçek yüzünü görmek istiyorsanız, ona ilk kez “Hayır” deyin. Gerçekten size değer veren bir insan sınırlarınıza saygı duyacaktır. Sizi sömüren bir canavar ise “Hayır” cevabını aldığında öfkelenecek, hırçınlaşacak ve sizi suçlayacaktır. Bu test, hayatınızdaki parazitleri temizlemek için en etkili yoldur.
Fedakarlıkta “Karşılıklılık” İlkesi:
İlişki iki şeritli bir yoldur. Siz adım atarken karşı tarafın da adım atıp atmadığını gözlemleyin. Eğer köprüyü hep siz kuruyorsanız, karşı taraf sadece köprüden geçip gidiyorsa, o köprüyü yıkmanın vakti gelmiştir. Sevgi ve saygı karşılıklı paylaşıldıkça büyür; tek taraflı yapıldığında sadece sömürü doğurur.
Bir insanı sevmek, ona her türlü kötülüğü yapma özgürlüğü vermek demek değildir. İyilik erdemlidir, ancak bilgelikle birleşmediğinde hem kendimizi tüketir hem de karşımızdakini kirletir. Unutmayın; hayatınızdaki insanlara sizi ne kadar kırabileceklerinin sınırını siz çizersiniz. Kimseyi, sizi ezecek kadar tepenize çıkarmayın; çünkü yukarısı her zaman baş döndürür ve ilk unutulan, oraya çıkaran merdiven olur.



Yorum Yaz