Algının Körleşmesi: İnsan Kötülüğe Neden Sımsıkı Sarılır?

Algının Körleşmesi: İnsan Kötülüğe Neden Sımsıkı Sarılır?

İnsan zihni, doğası gereği kendini korumaya ve güvende tutmaya programlanmıştır. Normal şartlarda bu programın bizi kötülükten uzaklaştırıp iyiliğe götürmesi gerekir. Ancak bazen sistem öyle bir tersine döner ki, birey göz göre göre kendini imha edecek kötülüğün merkezine yürür, onu korumaya çalışan saf iyiliği ise bir tehdit olarak görüp ondan kaçar.

Dışarıdan bakanlar için bu durum bir “akıl tutulması” veya aptallıktır. Oysa kökenlerine inildiğinde, kötülüğe sarılmanın arkasında insanı çaresiz bırakan ruhsal illüzyonlar yatar.

Tanıdıklık Cehennemi: “Bildiğin Kötü, Bilmediğin İyiden Güvenlidir”

İnsanın en ilkel güdüsü, öngörülebilirlik arayışıdır. Zihin için en korkunç şey acı çekmek değil, belirsizliktir.

Eğer bir insan çocukluğundan veya geçmişinden itibaren manipülasyonu, değersizleştirilmeyi, sürekli tetikte olmayı ve sevgisizliği yaşadıysa; onun “ilişki haritası” bu toksik duygularla çizilmiştir. Kötülük, onun için tanıdıktır, bildiği bir coğrafyadır. O coğrafyada nasıl hayatta kalacağını, ne zaman darbe yiyeceğini aşağı yukarı kestirebilir.

Karşısına saf, beklentisiz ve pürüzsüz bir iyilik çıktığında ise zihin panikler. Çünkü bu duygu onun için yabancıdır, kurallarını bilmediği bir oyundur. İyiliğin yaratacağı o konforlu ve huzurlu ortamda nasıl davranacağını bilemez. Bu belirsizlik korkusu yüzünden, birey yabancısı olduğu o temiz iklimden kaçar ve canını yakacağını çok iyi bilse de “tanıdık cehennemine”, yani kötülüğe sığınır.

Uzman Notu (Psikoterapist Harville Hendrix – Imago Teorisi):

“Bireyler, yetişkinlik hayatlarında bilinçsiz olarak çocukluklarında kendilerine acı veren, onları yaralayan ebeveyn figürlerinin benzerlerini (toksik insanları) seçerler. Bunun nedeni mazoşizm değil, geçmişteki o bitmemiş hesabı, o benzer kötü karakteri bu sefer ‘iyileştirerek’ veya onunla hayatta kalarak çözme arzusudur. Bu kör döngü, iyiyi sıkıcı ve yabancı, kötüyü ise çekici ve tanıdık kılar.”

İyilik Korkusu: “Bu Kadar İyilik Normale Aykırı” Paranoyası

Sürekli darbe yemiş, suistimal edilmiş bir zihnin en büyük savunma mekanizması şüpheciliktir. Bu tip insanlar için aşırı iyilik, sevgi ve şefkat doğal bir durum değildir; aksine, arkasında kesinlikle büyük bir tehlike barındıran bir “yem”dir.
Karşısındaki insan ona karşılıksız bir iyilik yaptığında, zihin hemen şu senaryoları yazar:

“Bana neden bu kadar iyi davranıyor? Benden ne koparacak? Kesin arkasından bir oyun çıkacak.”

İyiliğin büyüklüğü, şüphenin de büyüklüğünü doğurur. Kişi, o iyiliğin altında ezilmekten veya en nihayetinde o temiz insandan zarar görmekten o kadar korkar ki, kendini korumak adına o iyi insanı hayatından fırlatıp atar. İyiliği “kötü” ve tekinsiz bulmasının sebebi, kendi içindeki güven duygusunun tamamen un ufak edilmiş olmasıdır.

Kötülüğün Maskesi ve Hak Ediş İnancı

Peki, gerçek kötülüğü nasıl ayırt edemez ve ona nasıl sıkı sıkıya sarılır? Bunun iki temel sebebi vardır:

Kötülüğün Sahte Netliği:

Kötü insanlar, manipülasyon ustasıdır. Bir insana önce duymak istediği her şeyi söyler, onu göklere çıkarır (Love bombing) ve kendilerine bağımlı kılarlar. Kurban, bu sahte cennetin büyüsüne kapıldığında, sonradan gelen darbeleri kötülük olarak değil, “aşkın veya dostluğun tuzu biberi” olarak görmeye başlar.

Aşağılık Kompleksi ve Cezalandırılma Arzusu:

Kişi, içten içe kendisinin sevilmeye, saygı duyulmaya layık olmadığını düşünüyorsa (değersizlik şeması), karşısına çıkan iyi insan ona “hak etmediği bir ödül” gibi gelir ve suçluluk yaratır. Kötü insan ise ona tam da içten içe hak ettiğini düşündüğü o “değersizliği” verir. Kişi, kendi içindeki karanlık inancı doğruladığı için o kötü insana bağlanır. “Evet, benim değerim bu, bu insan beni yansıtıyor” der ve celladına aşık olur.

Bu Körlük Nasıl Aşılır? Pusulayı Yeniden Ayarlamak

İyi ile kötüyü ayırt etme yetisini kaybetmiş bir zihni dışarıdan sarsarak uyandırmak neredeyse imkansızdır. Kişi o kötülüğün içinde tamamen yanıp kül olana kadar durumun vahametini anlamayabilir. Ancak iyileşme, kişinin dışarıyı değil, kendi içindeki o bozuk haritayı fark etmesiyle başlar:

“Rahatsız Edici Huzura” Şans Vermek:

Bu durumdaki bir insanın atacağı en radikal adım, kendisine sıkıcı veya yabancı gelen o “sakin, pürüzsüz ve iyi” insanlara bilinçli olarak şans vermesidir. Heyecan ve dram vadeden kötülüğün bir bağımlılık olduğunu anlayıp, huzurun o sessiz limanında kalmayı öğrenmelidir.

Yarayı Tanımak:

Kişi kendine şu soruyu sormalıdır:

“Bana zarar veren bu insanda, geçmişimdeki hangi figürün gölgesi var? Ben şu an kiminle olan yarım kalmış savaşımı sürdürüyorum?”

Farkındalık, kötülüğün büyüsünü bozan en büyük güçtür.

İnsanın iyi ile kötüyü ayırt edememesi bir zeka problemi değil, bir ruh yarasıdır. Karanlık bir odada çok uzun süre kalan birinin gözleri, aniden açılan temiz bir ışığa baktığında kör olur ve canı yanar; hemen gözlerini kapatıp o karanlığın güvenliğine sığınmak ister. Kötülüğe sarılanlar, karanlığa alışan gözlerdir. Onları kurtaracak olan şey daha fazla ışık değil, yavaş yavaş, acıtmadan kendilerine değer vermeyi öğrenmeleridir. Çünkü insan, dünyada neye layık olduğuna inanıyorsa, gider onu bulur ve ona sarılır.